Yapay Zeka Ve İnsan Arasındaki Etik Problemler

Yapay Zeka Ve İnsan Arasındaki Etik Problemler

Öncelikle bu etik problemlere değinmeden önce, insanın yapay zekâyı geliştirmeden, kendini nörolojik olarak keşfetmesinin de pek mümkün olmadığını bilmemiz gerekiyor. Dolayısıyla insanın hakikat yolculuğuna aynı zamanda bir aracı olan yapay zekâ, insanın, hakikat arayışı ile ilgili bir problemini yapay zekâyla çözmek zorunda kalmasını da yanında getiriyor. İnsan nörolojisi, onu görüntüleme ve istatistik çıkarma gibi bir çok süreci, sıradan bir insanın bunu zekâsıyla tek başına çözmesi pek mümkün olmayan süreçler içeriyor. Yani yapay zekâ insanın bu yoldaki yegane arkadaşı olmak zorunda… Ama sorun şu ki yapay zekânın gelişmesi, beraberinde bir çok sorunu getiriyor. Bunlar etik problemler olarak karşımıza çıkıyor. Bunlara daha sonra değineceğiz.

İlk önce insanın mekanikliğini tartışmaya açmalıyız. Çünkü yapay zekâ bilindiği üzere mekanik bir tasarım… Ya insan? O gerçekten mekanik bir canlı mı?

İşte işin bu kısmı sade bir karışıklık değil, bambaşka bir karışıkla karşımıza çıkıyor. Mekanik bir düzende özgürlük yoktur. Eğer insan mekanik bir tasarımsa onda da özgürlük yoktur. Özgürlüğün olmadığı yerde, insanın ahlakiliğini konuşmanın da doğal olarak bir mantığı yoktur. Eğer öyle olsaydı; mekanikliğin ahlakiliği zorunlu olarak meydana getirmesi gerekirdi. Ama şunu da iyi biliyoruz ki; insanın ahlaksızlığınında sınırı yok. Şimdi bunları bir kenara bırakarak; insana özgürlüğünü veren veya hissettiren şeyin neliğine biraz göz atalım.

Öncelikle insanın nörolojik, yani fiziksel olarak beynine baktığımızda, bir kısmı diğerinden ayırarak yaklaşamayacağımızı bilmeliyiz! Yani bir şeyde sorun varsa; bu bir çok şeye bağlı olduğundan beyindeki bir çok yerin hasar alması demek oluyor. Bu yüzden burada açıklayacağım bazı beyin bölgelerini ayrı ayrı anlatacağımdan dolayı bu bölgeleri tek başına ele almak gibi bir gaflete düşmememiz gerekiyor.

İnsana “kendilik”,”özgürlük” gibi özellikler beynin hangi bölgesinde meydana geliyor?

“Anterior Singulat” burası beynin sağ ve sol olmak üzere, iki yarı kürenin orta ön kısmında, yani beynin frontal bölgesinde bulunuyor. İnsana özgürlüğü ya da özgürlük hissini bu bölgede gerçekleştiğini biliyoruz. Ama “Burada neler oluyorda bu oluyor?” gibi bir sorunun cevabını alamıyoruz. Çünkü beyinde genel müdürlüğe soyunan bu kısım, milyarlarca nöronun bir araya gelmesiyle oluşmuş bir alan, yani biz, bir tek nöronun nasıl bir çalışma prensibini sahip olduğunu tam anlamadan, bu kısmın nedenselliğini çözmemiz pek mümkün görünmüyor. O zaman “Nöron nasıl çalışır?” diye soru sorduğumuzda, elimizde ne var diye baktığımızda, nöronun bu sistemin yapı taşı olduğunu ve birbirleriyle iletişime geçmek için salkım saçak kablolardan oluşmasının dışında, elimize fazla bir bilgi vermiyor. Böyle oluşu onu daha bir çekici hale getiriyor. Bir de bu bölgenin bir başka özelliği, neredeyse her kararda, diğer alanlarla sürekli iletişimde bulunduğu ve bu bölgede bir hasar oluştuğunda ise ilginç olaylara neden olduğu… Mesala bir insanın bu kısmında bir sorun olsa, sol kolunu kendi kolu görmediği gibi, annesine ait olduğunu bile iddia edebilir. Yani bu kısım insanın kendilik ve özgürlükle ilgili sorularının kaynağı niteliğinde bir yer diyebiliriz.1

“Prefrontal Lob” bu kısım alın lobu olarakta geçer. Bu kısım insanın ahlakiliğinin olduğuda kısım ve üçe ayrılır. Ventromedial, Dorsolateral ve Dorsomedial olmak üzere üç prefrontal bölgeden oluşur.2

Ventromedial bölgesi bilinç algısı, strateji ve hareket planlama gibi durumlar, burada ele alınır. 3

Dorsolateral, bu kısım ise; bir sorunu farklı şekillerde ele alarak bakmamıza ve soyutlamalarla mantıksal çıkarımlar yapmamız ve bir çok diğer şey için kullandığımız prefrontal bölgenin bir kısmıdır.4

Dorsomedial, bu kısım insanlarda özellikle etik ve ahlak gibi nitelikleri yöneten değerler hiyerarşisinin oluşamasında görev alıyor. Yani bizi ahlaklılığımız konusunda, en çok burası ilgilendiriyor.5

Sorun şu ki bu kısımlar daha önce belirtiğim gibi tek başına ele alabileceğimiz şeyler değil. Bu kısımların en çok ve neredeyse bütün kararlarda “Anterior Singulat” bölgesiyle işbirliği halinde olduğunu ve bu “Anterior Singulat” bölgenin, neredeyse diğer bütün kısımlarla hemen hemen iletişim halinde olduğu bölgedir.

Tabii burada terimlerle bu konuyu daha karışık hale getirmemin nedeni, konunun karmakarışık oluşundandır. Ne kadar basit bir anlatımla dile getirmek istesemde, konunun karışıklığı, terimleri de beraberinde getiriyor. Tabii şu kısma işaret etmem gerek, sağlıklı bir insanın bu duruma gelmesi yıllar aldığı gibi, bu bölümlerin gelişmesi de bir o kadar zorlu bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla insanoğlunun gelişim sürecininde, ayna nöronlar, dil bölümleri, görme bölümleri, anlamlandırma bölümleri gibi bir çok şey ortak bir işbirliği sonucu insan beyninin bu hale gelmesini hazırlıyor. Bunun yanı sıra insanın yetiştiği çevreyi de unutmamak gerek doğal olarak. Burada sayamayacağımız kadar çok şeyide bir kenara bırakıyoruz.

Son olarak “Ayna Nöronlar” kısmına değinerek bu kısmı bitireceğim. Ayna nöronlarından çok etkilenen ünlü nörolog Ramachandran, bizim için kıymetini şu sözlerle dile getiriyor.

Artık insanlığa uzanan yoldan dönüş yoktu.”

Ayna nöronlar bir çok canlıda bulunan ve onların beyinlerindeki bir çeşit dış dünyayı simüle ederek, beyinin düşünsel gelişimine en büyük katkıyı sağlayan sistemin ilk tetikleyicisi diyebiliriz. Ve insanlardaki ayna nöron sistemi ise herhangi bir canlıyla kıyaslanamayacak kadar karmaşık ve olağanüstü bir biçimde boy gösteriyor. Peki bunlar ne işe yarıyor? Aslında insan beyninin neredeyse her yerinde bir çok işin altına imza atan bu nöronlar, insanın medeniyeti kurmasına yardım etmesinin yanı sıra, medeniyetin yapı taşı diyebileceğimiz duyguları ve öteki olabilmeyi insana kazandırıyor. Buna “zihin teorisi” de deniyor. Bir başkasını anlama, onun çektiği acıyı veya zevki hissedebilme, ötekinin ne düşündüğünü düşünebilme gibi, kısacası insanı insan yapan her şeyi bu nöronların sayesinde buluyoruz. Ve daha da ilginci, eğer bir bebek dünyaya sağlıklı bir şekilde geldiyse, ayna nöronlar sayesinde “insan olma” paket programı yüklü bir şekilde dünyaya geliyor diyebiliriz. Bunun doğuştan getirdiğimiz bir bilgi olup olmadığı, ayrı bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkıyor. Tabii ki bu konuya değinmiyeceğiz. Yani üst kısımda insanın “Kendilik”, “Özgürlük” ve “Ahlak” gibi kavramlarının temelini ayna nöronların da getirdiği bir sonuç olarak görebiliriz.6

İnsanı insan yapan ve onun belli etik ve ahlaki kuralların, nörolojik olarak çok küçük bir kısmını anlattım. Tabii ki burada verilen bilgiler, konuyu sadece basite indirgeyerek anlatmak içindi. Üste anlatılan beyin bölgelerini, kesinlikle tek başına ele almamız mümkün değil. Örneğin: Temporal Lob, seslerin algılanması, dilin kavranması, yüzlerin ve nesnelerin görsel olarak algınlaması gibi, bir çok görevde bulunuyor. Wernicke alanı dilin kavranması ve anlamlı konuşma, yazma gibi durumların sorumluluk aldığı beyin bölgesi, Broca alanı ise; söz dizimi yani gramerle ilgili kısımdır. Bunlar beynin farklı bölgelerinde bulunan kısımlardır. Şimdi bunları birbirinden ayırarak, insanın dilsel yetilerini, tek bir bölgeye nasıl adayacağız. Bu yüzden bir bölgenin görevini anlamaya çalışırken, diğer kısımları hesaba katmadan durumu kavramamız pek mümkün değil. Eğer bir insanın Broca alanı hasar alırsa; yine konuşur, ama grameri kullanmakta sıkıntı yaşayacağından, çoğu söylediğini anlayamayız. Yani kısaca konuya at gözlüğüyle bakmamız, pislikleri temizlemek yerine, halının altına süpürmeye benzer. Hepsi birbiriyle ilintili ve bir bütün olduklarında doğru işliyorlar. İnsanın ahlakiliğini de bu bütünden doğan sağlıklı bir beyinde aramamız gerekiyor. Eğer beynin bir yeri hasar alırssa, yani sağlık giderse; ahlakın da pek bir önemi kalmayacaktır.

Elde ettiğimiz bilgiler üzerinden konuya bakacak olursak, insanın kendini bilme yolunda bedenindeki fizyolojisinde aldığı yol, bir bebek adımı diyebiliriz. Yani İnsanın insan yapan beyni hakkında pek fazla bir şey bildiğimizi söyleyemeyiz. Bu yüzden insanın mekanikliğini üzerine konuşacak kadar bile elimizde verinin olmadığını, insanın özgür olmadığını ancak bir ideoloji çerçevesinde iddia edilebileceğini söyleyebiliriz. Yani bu soruya bilimin net bir cevabı yok. İnsanoğlu mekanik bir tasarımsa bile, şu an için bunu bilmemiz mümkün değil. Dolayısıyla hâlâ insanın ahlakiliğini “özgür” bir çatı altında konuşacak kadar özgür olduğumuzu varsayabiliriz.

İnsanın yapay zekâ ile sorunlarını ele alırken, yapay zekânın etik bir problem çıkarmasının pek mümkün olmadığını, eğer etik bir problem varsa, bunun insandan kaynaklandığını söyleyerek başlamak istiyorum. Çünkü bir insana etik bir problemi ancak bir başka insan çıkarabiliar. Yani yapay zekâyı bir insan kötüye kullanıyorsa, o yapay zekânın değil; insanın suçu olacaktır. Şimdi buradan yola çıkarak etik problemlere bir göz atalım!..

Yapay zekâ ile insan ilişkisinde, insanın fizyolojik yapısına etkileri nelerdir?

Aslında yapay zekâ ile neredeyse hercümerc olan insanoğlu, fizyolojik(beyin)yapısına farkında olmadan büyük zararlar veriyor. Bunun nedeni insan zihni zor işlerle uğraştıkça kendine sınıf atlatıyor. Ama yapay zekâ bir açıdan insanı, zor işler bir yana, basit şeyleri bile yapay zekâsız yapamaz hale geliyor. Yani insan kendi fizyolojisine farkında olmadan ihanet ediyor. En basit çarpma, toplama işlemlerini bile zihninde yapmaya kaçınan insanoğlu, beynin nörolojik yapısının gelişmesini engelliyor. Yaklaşık 100 ile 150 milyar nörondan oluşan insan beyni, gerektiği gibi kullanılmayınca, noronların sinapslarla (Diğer nöronlarla iletişimi sağlayan bir çeşit hücre) etkin bir iletişim sağlamasını geliştirmeyip onu tembelleştirmesinden, zihin verimli bir çalışma sahası olmaktan çıkıyor. Bu da zihnin yeterliliğinin yerinde sayması anlamına gelir. Ama bu yerinde sayma, insan gelişiminde büyük bir gerilemedir. Beynin insan açısından gelişmesi gereken bölgeleri gerektiği gibi gelişmediğinden, insanı insan olmaktan her gün daha bir uzaklaşıyor diyebiliriz. Bunun başlıca nedenleri, yapay zekâ altyapılı oyunlar, sosyal medya ve cep yapay zekâsının(telefon) içinde olan, bir çok insanın hayatını kolaylaştıran programlar, ama bu kullanımlar sanılanın aksine her alanda işimizi kolaylaştırmıyor. Bilakis beynin fizyolojik gelişimine engelliyor. Tabii burada yapay zekâyı kötülememiz gibi bir sonuç çıkarmamalıyız. Aslında yapay zekâ insanın “amalelik” yapması gereken işleri devraldığında, insana büyük kolaylıklar sağlıyor. Ne yazık ki günümüzde yapay zekâ, insanın amalesi olmaktan çıkıp, insan kendisini onun amalesi haline getirmiştir. Bu da yine insanın kendi ölçüsüzlüğünden kaynaklanıyor. Oysa yapay zekânın böyle bir amacı yok, o, ona programlanı yapıyor. Örneğin youtube’ta Zeki Müren’in bir şarkısını açıyorsunuz, yapay zekâ Zeki Müren dinleyenlerden edindiği istatistikle, sağ üst köşeye Emel Sayın’ın bir şarkısını koyuyor. Ve kullanıcı onu da tıklıyor. Burada olan şey, algoritmalar yardımıyla programlanmış bir yapay zekâ karşısında insanın, onu tıklamasını sağlamak ve onu olabildiğince kendisiyle alıkoymaktır. Tabii bu masum bir örnek, oysa işin bir çok farklı boyutu var. Yapay zekâ, bir çok program ve oyunla, olabildiğince insanın vaktini çalmak için programlanmış bir tüketim aracı olarak boy göstermektedir. Yapay zekânın bir ticaret aracı olmaması beklenemez. Çünkü böyle kullanışlı bir şey, tabii ki sermaye sahipleri tarafından kullanılacaktır. Ama bu yapay zekânın kötü yönlü bir kullanım aracı olduğunu değil, bir çok alanda kolaylıkla kullanıma uyarlanabilir olduğunu gösterir. 7

Nitekim 21. yüzyıl insanı, içinde doğduğu yapay zekâ ile tabii ki içli dışlı olacaktır. Ama bu kontrolsüz bir kullanıma dönüştüğünde, insanın genetik yapısına kadar bir çok şeyin değişmesine de neden olacaktır. Örneğin benim karşılaştığım bir olayla anlatmak istiyorum. Birgün dişçide sıramın gelmesini beklerken, karşıma üç, dört yaşlarında bir kız çocuğu olan bir hanımefendi oturdu. Ve kadın telefonuyla hiç kopmayacakmışçasına bir bütünlük halindeydi. Küçük kızın onun ilgisini çekmesini görmezlikten geliyor ve başını bir an olsun elindeki telefondan kaldırmıyordu.

Şimdi bu olayı, çocuk açısından yorumlayalım. O yaşlardaki bir çocuk, annesinin ilgisini çekip, kendiyle oynamasını, onu sevmesini istemesi çok normaldir. Çünkü bu çocuk sevgiyle büyütülmediğinde, gelişiminde büyük sorunlar yaratıyor. Bir çocuk altı yaşına kadar bu tür onu sosyalleştirecek, sevgiyle saracak, ona yeterince kelime ve konuşma öğretecek şekilde yetiştirilmediğinde, erken çocukluk dönemi büyük, hatta telafisi olmayacak yaralar alabilir.8 Bu tıbbi bir gerçek olarak bir yana dursun, bu çocuk biraz daha büyüdüğünde, ona, annesi kendiyle uğraşmaması için bir tablet verdiğinde, çocuğun bütün dünyası o tablet olacaktır. Ve gerektiği gibi sosyalleşme sağlayamadığından ve büyük ihtimalle onun arkadaşı olacak çocukların da üç aşağı beş yukarı onun gibi büyütüleceğinden, bu çocuğu ileride onu insan yapacak olan prefrontal lob’un, ya geç gelişmesine ya da hiç gelişmemesine neden olacaktır. Böylelikle bir neslin hem fizyolojik, hemde genetik olarak mezarını kazmış olacağız. Demek istediğim yapay zekânın bize sunduğu yan ürünlerle, kendi gelişimize ettiğimiz ihanetle yetinmeyip, çocuklarıda ona kurban ettiğimizde, geleceğe miras olarak ne bırakacağız?

Yapay Zekâ İşimizi elimizden alacak mı?

Öncelikle bu sorunun net bir cevabı var. O da “Evet” ne yazık ki!.. Aslında bunun olması, sandığımız kadar kötü bir şey değil. Daha önce de bahsettiğimiz gibi bu durum gayet normal bir şey, çünkü insanoğlu yapay zekâyı “amale” olarak kullanması, ona başka şeylerle uğraşması ve çalışması için fırsat yaratacak bir durum olacaktır. Ama ne yazık ki bu iş böyle yürümüyor! Çünkü yapay zekâyı geliştirip, sanayide ya da benzeri yerlerde robotlarla oluşturulacak bir iş gücünün amacı bu değil. Bunun nedeni dünyanın iktisattan ayrı işlememesi gerçeğidir. Dünyada yaşayan insan sayısının 100 de 1’lik bir kesiminin içindeki 1000 de 1’lik bir zümrenin, bu iktisadi koşulları elinde tutmaktadır ve onların amaçları doğrultusunda bazı siyasi ve teknolojik gelişmelerle yolunu bulmaktadır.9 Günümüzde dünyanın büyük bir iş gücünü oluşturan Çin devleti, bir çok sermaye sahibi ve ülkeyi, kendine muhtaç bırakmıştır. Çünkü bu gücün bir ülke ekonomisine katkısı nerdeyse saf kârdır. Sorun şu ki; bu onlara iş yaptıran bir çok sermaye sahiplerinin pek hoşuna gitmemektedir.10 Ve sermaye sahiplerinin gelişen teknolojinin de bizzat üreticisi olan küresel firmaların olduğunu ve yapay zekânın gelişmesinde ve robot teknolojisininde her gün bir yenilikle geldiğini düşünürsek, bu işin sonunun robotları iş gücü olarak insanın yerini almaya doğru hızla evrimleştirmesinde ivme kazandıracaktır. Ve bu işte ilginçtir, ilk nasibini iktisatçılar almıştır.

Örneğin Apple şirketi, yapay zekâ ve google işbirliğiyle bir sonraki çıkacak ürünün ne kadar arz yaratılmasını gerektiğini aylar önceden biliyor. Yapay zekâ Arz-Talep ilişkisini google tıklamarından ve edindiği bir çok veri kaynağından elde ettiği veriyi işleyerek, bir istatistik çıkarıyor. Ve Arz edilmesi gereken ürünü hayret verici bir şekilde doğru hesaplıyor. Bu da şirketin sürümden en yüksek fiyatla kâr sağlamasını sağlıyor.11 Şimdi yapay zekânın yaptığı bu işi insanların yaptığını düşünelim! Apple gibi bir şirketin herhalde yüzlerce iktisatçıya ihtiyacı olacaktır. Bu yüzden biz kolaylık olsun diye 200 kişiden bir hesap yapalım. Apple 200 kişinin her birine senede 60 bin dolar maaş verecek olsa; bu elemanların maliyeti 12 milyon dolar olacaktır. Üstelik hesapladıkları sonuçta, yapay zekâ kadar sağlam olmayacaktır. Yani şirketi batırma ihtimalleri bile var. Eğer Arz-Talep ilişkisinde Arz-ı düşük hesaplarlarsa ve Talep yüksek olursa, arz talebi karşılayamayacağından, malın değeri artar ve kimse alamaz, şirket batar. Eğer Arz-ı yüksek hesaplarsa ve talep düşük olursa, malın değeri olması gerekenin çok altına düşeceğinden, fiyat düşer ve şirket yine batar. Gördüğümüz üzere insanoğluna bu konularda pek güven olmuyor. Ve yapay zekâyı, 200 kişi için yıllık 12 milyon değerindeki masrafın, çok ama çok altına mâl edeceğinizden, tercihiniz yapay zekâ olacaktır. Hiçbir akıllı şirket böyle bir fuzuli masraf yapmaz. Bu da bizim önümüze farklı olaylar çıkartıyor. Şimdi yapay zekâ altyapılı robotlarla çok düşük bir maliyetle işçiyi aradan çıkarmak ve mesai sıkıntısı olmadan, robotlarla çalışmamayı bir şirket neden düşünmesin?

“Devlet vatandaşına maaş bağlasın!”

Bu ileride yapay zekânın işini elinden alacağı insanlar için sunulan bir çözüm önerisi… Sorun şu ki; olaya biraz gerçekçi yaklaşmakta fayda var. Bu nasıl olacak?

Görüldüğü üzere yapay zekâ devletler tarafından değil; özel sermaye sahipleri tarafından finanse ediliyor. Bir sermaye sahibinin insanları devlet adına maaşa bağlayıp, sonra onlara ürün satması mı bekleniyor? Bu çok gülünç bir öneri, çünkü burada apaçık bu tutarsızlık var ve bu bütün her şeyi değiştirir. İşin daha da ilginç yanı, işsizler ordusu üretilmiş bir dünyada, ürünler kime ve ne karşılığında satılacak? Bir başka sorunda bu arada baş gösteriyor. Yapay zekâ alt yapılı makinelere nasıl enerji sağlanacak? Sanayi olduğu gibi bu sisteme geçerse; enerji tüketimi hat safalara çıkarak, dünyanın sınırlı kaynağının ömrünü daha da kısaltacaktır. Burada ekolojiyi tehdit ederken, başka bir etik probleme de kapıyı aralayacaktır. Buradan da şu sonuç çıkıyor, insan böyle fütursuzca aklını günü kurtarmak için kullanmaya çalıştıkça; bu kafayla taş devrine doğru bir rönesans hareketine kalkışabilir.

Son olarak yapay zekâ ve hukuk arasındaki ilişkiye değineceğim. Aslında bu konu bir o kadarda felsefenin işin içine girdiği bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Çünkü hukuki olarak ortaya koyduğumuz kanunlara, felsefi açıdan yaklaşarak bir çok kuralı istisnalarla bozabilen insan zekâsı, doğru ve herkesin kabul edebileceği bir kanun ortaya koymakta, bu denli güçlük çekiyorken, yapay zekânın bu derdimize merhem olmasını beklemek için biraz erken olacaktır. Ama dünyada bazı gelişmiş ülkeler yapay zekâyı kullanarak, bir suçlunun suç profilinden yararlanarak, algoritmik bir tabanda, suçlunun suç işleme potansiyelini çıkartarak, verileri yargı mensuplarına sunuyor. Böylelikle yargı kararında bu veriyi göz önünde tutarak yararlanıyor. Ama bunun ne kadar ötesine geçebiliriz sorusu da insanın yapay zekâyı ne kadar geliştirdiğine bağlı olacaktır.

Daha ilginç teknolojik gelişmelere her gün şahit olduğumuzdan bu konuyla kısmen alakalı çok ilgili bir gelişme gerçekleşti. SpiNNaker adlı bir bilgisayar, Manchester Üniversitesi’nde bilgisayar mühendisliği profesörü olan proje üyesi Steve Furber öncülüğünde 2006 yılında başladı. Ve kasım 2018 gibi yakın bir zamanda bitirildi. Bu bilgisayarın özelliği nöromorfik bir bilgisayar olmasının yanı sıra, şu an için dünyanın en hızlı süper bilgisayarıdır. Yaklaşık 1 milyon işlemciden oluşuyor ve her bir işlemcisi insan beynindeki nöronlar gibi tasarlanmış. SpiNNaker’ın açılımı “Spiking Neural Network Architecture” yani Sinir Ağı Mimarisi ama çivilenmiş bir şekilde, yani yapay bir beyin diyebiliriz. Ama bu haliyle bile, insan beyninin nöron sayısının yüzde birine bile denk düşmüyor. Yani bu süper bilgisayar insanın beyninin işleyişi konusunda çok büyük bir adım olmasına rağmen, ne yazık ki hâlâ yetersiz kalıyor.12 Bu yüzden yapay zekâ ve hukuk arasındaki ilişki, bir çok felsefi tartışmanın gelecekte yolunu açacağının şimdiden haberini veriyor diyebiliriz.

Sonuç olarak yapay zekâyı insanın geliştirmek ve kendi yararına kullanması şüphesiz bir ihtiyaç, fakat bunun nasıl gelişeceği ve nasıl yön verilmesi gerektiği dünyada çok asimetrik bir şekilde meydana geldiğinden, yukarıda saydığımız bir çok problemi beraberinde getiriyor. Kısacası bu iş belli bir düzen içinde gerçekleşmezse, hem insanın iş hayatını, hemde sermaye sahibinin iş hayatını, telafi edilemez sorunlara yol açacağı ve bunun yanı sıra ekolojik problemleri ve sayamayacağımız bir çok şeyi beraberinde getireceği şüphesiz.

Kenan ÜNER/Yazar

Kaynaklar

Ramachadran.V.S.”Öykücü Beyin” Çev. Ayşe C. Çevik, Alfa Bilim Yay. İstanbul. 2016 (Nöroloji)

Perry. B.D “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” Çev. Belgin Selen Haktanır, Koridor Yay. 2018 (Psikiyatri)

Bilbilik.E. “Big Date Age” Nergiz Yay. 2015 (Teknoloji/Politika)

Stiglitz. J.E “Eşitsizliğin Bedeli” Çev.Ozan İşler, İletişim Yay. 2015(Ekonomi)

Brezinski.Z. “Büyük Satranç Tahtası” Çev. Yelda Türedi. İnklap Yay. 2005 (Strateji/Politik)

Say. C. “50 Soruda Yapay Zeka” Bilim ve Gelecek Kit. Yay. 2018 (Teknoloji)

Dipnotlar

1Ramachadran.V.S.”Öyhücü Beyin” Çev. Ayşe C. Çevik, Alfa Bilim Yay. İstanbul. 2016 sf.381

2A.g.e. sf.346

3A.g.e. sf.346

4A.g.e. sf.347

5A.g.e. sf.347

6A.g.e. sf.166…188

7 Say. C. “50 Soruda Yapay Zeka” Bilim ve Gelecek Kit. Yay. 2018

8 Perry. B.D “Köpek Gibi Büyütülmüş Çocuk” Çev. Belgin Selen Haktanır, Koridor Yay. 2018

9Stiglitz. J.E “Eşitsizliğin Bedeli” Çev.Ozan İşler, İletişim Yay. 2015

10Brezinski.Z. “Büyük Satranç Tahtası” Çev. Yelda Türedi. İnklap Yay. 2005

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir