Aristoteles – Hayvanların Hareketleri Üzerine

Aristoteles – Hayvanların Hareketleri Üzerine

Aristoteles, Hayvanların Hareketleri Üzerine kitabında ilk olarak her hareketin ve hareket etmenin ortak nedenini araştırmanın gerekli olduğunu belirterek başlar. Kitap her ne kadar Hayvanların Hareketleri Üzerine sınırlandırılmış gibi gözükse de, temelde “hareketin” tümel doğasını anlamaya yönelik bir çalışmadır. Bu nedenle bu kitap, temelinde metafizik bir soru olan “nedeni” anlama amacı güder. Bu amaca giderken, doğanın bir parçası olan hayvanların gözlemlenmesi gerektiğini belirterek başlar Aristoteles.

Vücutta hareket oluştuğunda gözlemlediği olayları aktaran Aristoteles, eklemlerden yola çıkarak hareket esnasında mutlaka bir şeylerin sabit kalması gerektiğini söyler. Örnek olarak kolun ön kısmı hareket ettiğinde dirsek hareket etmez, kolun tamamı hareket ettirilir ise bu kez de omuz hareketsiz kalacaktır. Ayağın önü hareket ettiğinde diz hareketsizken, bacağın tamamı hareket ettirildiğinde ise kalça hareketsiz kalır. Aristoteles buradan hareketle şu sonuca ulaşır; bir şeyin kendi hareket kaynağına bağlı olarak hareket ettirilmesi için her hayvanın kendisinde mutlaka durağan bir şeye sahip olması zorunluluğu vardır. Durağan bir şeyler olmadığı takdirde ilerlemek asla mümkün olmaz. Örnek olarak bastığımız zemin, durağan olduğu müddetçe ilerleyebiliriz. Aksi durum, insanın kumda debelenmesi veya modern anlamda tanımlayacak olursak koşu bandında yürümeye çalışmak ya da Arisoteles’in deyimiyle bir kurbağanın çamurda ilerlemeye çalışmasına benzeyecektir.

Aristoteles bu benzetmelerden yola çıkarak, evrendeki tüm hareketlerin, mutlaka durağan bir şey tarafından gerçekleştirilmesi sonucuna varır. Ancak bu şey, evrenin bir parçası değil, evrene aşkın olmak durumundadır. Çünkü dünyada yaptığı tüm gözlemler, hareketi başlatan şeyin “durduğu”, durağan olduğu, ve yine hareketi sağlayan şeyin, hareket eden nesneden bağımsız olduğunu göstermektedir. Örnek olarak insan, bir sandaldan bağımsız olmasaydı, onu iterek hareket ettiremezdi. O sandalı hareket ettirecek şeylerin, sandaldan bağımsız olması gerekmektedir.

Aristoteles aynı zamanda kitapta, bir nesnenin hareket ettirilebilmesi için, o nesneden daha “güçlü” bir itme kuvvetinin olması gerektiğinden bahseder. Dolayısıyla evrendeki hareketi sağlamak, ancak evrenden daha güçlü bir itme gücü sayesinde olur. Aynı zamanda evren bu bakımdan, mutlak anlamda hareketsiz olan bir ilkeye bağlıdır diye ekler. Aristoteles hareket ettiren ile hareket eden arasında zamansal açıdan bir fark olması gerektiğini düşünür. Buna göre hareket ettiren şeyin hareket ettirilenden önce var olması zorunluluğu vardır.

Kitabın 6. bölümünde Aristoteles, ruhun bedeni nasıl hareket ettiirdiği üzerinde durur. Ona göre evrendeki çarpışmalar haricindeki nesnelerin tüm hareketinin nedeni canlı varlıklardır. Canlı varlıkların hareketleri ise sınırlı bir doğaya sahiptir. Bu durum, bizler için kötü gibi görünebilir. Ancak canlıların bir “amacı” olduğu düşünüldüğünde, bu sınır kötü bir şey değil, aksine amaca uygundur. Aristoteles bu noktada hareket ettiren “şeyleri” imgelem, seçim, istek ve arzu olarak belirler. Bu kavramları ise zihin ve iştaha indirger. Buna göre imgelem ve duyum zihnin kapsadığı alandadır, istek, tin ve arzu, işhatın bir parçasıdır. Burada hareketi sağlayan hareket olarak tanımlanan akıl ve iştahın sabit duran dayanak noktası “amaçtır.” Amaç, zihin ve iştahın bir parçası değildir, tıpkı insanın itme gücü uyguladığı kayığın bir parçası olmadığı gibi. Aslında Aristoteles burada amaç kavramını Tanrısal bir töz olarak aktarmaya çalışır.

Aristoteles kitabın 8 bölümünde hayvanların hareket etmesine neden olan şeyin bir başlangıca sahip olması gerektiğini belirtir. Kol ve dirsek örneğini cansızlara da uygulayabilecek şekilde genişletir; bir insan elindeki sopayı hareket ettirdiğinde ruh sopanın her iki ucunda da olmayacaktır. Sopa ele bağlıdır, el bileğe, bilek dirseğe ve dirsekte hareketsiz olan omuza bağlıdır. Burada omuza hareket etmesi için komut veren şey ruhtur. Ancak ruh, “sonlu” bir ilkeye sahip nesnede olamaz. Fakat kendisinden uzaktaki bir parçada da olamaz. Bu noktada da Aristo, ruhu maddeye indirgemez, ancak maddenin bağlamından da koparmaz. Kitabın 51. sayfasında Aristoteles ruhu, “mekansal büyüklükten ayrı olmakla birlikte, yine de onun içinde yer alır” diyerek konumlandırır. Ancak buu konumlandırma biraz çelişkili gözükmektedir. Aristoteles ruh kavramını tanımlarken, hocası Platon’un izlerini taşır. Platona göre ruh ölümsüzdür ve dolayısıyla sonsuz olmak zorundadır. Arisoteles, ruh kavramını sonlu bir nesneye indirgemeyeceğini söylerken, aslında ruh kavramının sonsuz olduğu ön kabulüne dayanarak bunu söyler. Dolayısıyla hem maddeye içkin, hem de aşkın olmak zorundadır gibi sağ duyuya aykırı görünen bir sonuçla karşı karşıya kalınıyor gözükmektedir. Ancak Aristoteles’in ruha ilişkin tutarlı ve detaylı düşünceleri başka bir kitabın konusudur

9. bölümde hareketin nedeni teorisinde iştah kavramını merkez konuma alır. İştah, kendisini hareket ettirir ve harekete neden olur. Hareket ettirilen ancak hareketi başlatmayan şey, bir dışsal nedenden etkilenir. Ancak hayvanlarda durum daha farklıdır. Aristoteles hayvanların yapısını, çok iyi kanunlarla yönetilen bir şehre benzetir. Bu şehirde iyi bir düzen kurulduğunda, bu düzeni denetleyecek veya uygulayacak bir yöneticiye gerek yoktur. Çünkü böylesi bir şehirde, her insan kendi görevini kendisi yerine getirir. Hayvanlarda da durum tam olarak böyledir. Onların her bir parçası, kendi görevini yerine getirmekle mükelleftir. Bundan dolayı onlarda herhangi bir ruha gerek yoktur. Onların “neliği” üzerine bir tanım yapacak olursak, hayvanlar yapısaldır, maddeseldir ve doğaldır. Arisoteles’in hayvanlardaki her bir parçanın kendi görevini yerine getirmesi kuramı, günümüz modern biyolojisi ile dahi çelişmemektedir. Günümüzde birçok biyolog, her bir hücrenin kendi görevini yerine getirdiğini, hiçbir hücrenin bir bilinç sahibi olmadığını belirtmektedir. Dolayısıyla bu hücre hareketlerinin tamamı modern biyolojide de yapısaldır, maddeseldir ve doğaldır. Aristoteles’in yaklaşık iki bin yıl önce dahi böylesi bir doğru tanım yapabilmesi, onun ne kadar önemli bir filozof ve bilim insanı olduğunu gözler önüne serer.

Kitabın son bölümünde ise hayvanların istem dışı hareketlerini ele alınır. Bu istem dışı hareketlere örnek olarak kalbe ve üreme organlarına ait hareketlerden bahseder. Bu hareketlerin düşüncenin değil, görselliğin bir sonucu olduğunu savunur. Uyku, uyanma, nefes alma ya da bütün diğer hareketler istem dışı kapsamında yer alırlar. Hayvanlar, doğası gereği fiziksel değişime uğrarlar. Ancak bu değişim veya hareket her ne kadar akılsal olmasa bile amaçsaldır,ve teleolojiktir. Son olarak her hayvandaki parçaların nedenini, ruh ve aynı zamanda duyu algısını, uyku hafıza ve genel anlamda hareketlerini açıkladığını belirleterek, bir başka kitabının konusu olan “hayvanların oluşumları” konusuna geçiş yapar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir