Arthur Schopenhauer Ve Felsefesi

Arthur Schopenhauer Ve Felsefesi

ArthurSchopenhauer Ve Felsefesi

Alman asıllı filozof Arthur Schopenhauer, tüm felsefe tarihinin en huysuz ve en pesimist düşünürlerinden bir tanesidir. Onun tüm fikirleri karamsar, umutsuz ve buz gibidir. Tüm bunlara rağmen Schopenhauer okumak, hayatınıza yeni bir bakış açısı kazandıracak, daha önce hiç düşününmediğiniz fikirlere şahit olacaksınız. Schopenhauer aynı zamanda Immanuel Kant’tan etkilenmiş, Hegel ile aynı dönemde yaşamıştır.

Schopenhauer insanın tüm hayatını sıkıntılar ve acılar arasında sürüklenen bir vehamet olarak görüyordu. Tüm hayatımızı bir şeyleri arzu ederek geçirir, elimizde olmayan her şeyin özlemi içerisinde zamanımızı harcar, ve tüm hedeflerimize ulaşıncaya dek henüz gerçekleşmemiş arzuların acısını yaşarız içimizde. İşin en trajik yanı ise, hedeflediğimiz herhangi bir duruma ulaştığımız anda, nesne veya durum, tüm cazibesini kaybeder. Schopenhauer arzulamak ve istemek eylemleri sonsuz bir kuyudur derdi. Bitmek bilmeyen isteme eylemi her seferinde yeniden ulaşamadıklarını hedefler. Dünya üzerinde var olmuş hiçbir şey, arzuladığımız şeyin özlemini azaltmaya yetmez, isteklere bir sınır koymaz, yüreğimizdeki o dipsiz kuyuyu dolduramaz.

Schopenhauer, tüm olgular dünyasının (duyulara göründüğü haliyle dünya) istencin bir ortaya çıkışı olduğunu öne sürdü. Ne anlama gelir bu? Peki, işte o düşüncenin özü; Biz kendi eylemlerimizi iki farklı yolla bilir ve anlayabiliriz.

1. Başka olgular gibi, neden sonuç bağlamında;

2. doğrudan doğruya, güdülerle açıklanabilecek istenç eylemleri olarak.

Şimdi, bedensel eylemlerim istencimin ortaya çıkışları olduğu gibi, aynı şekilde bütün öteki olgular da genel istencin ortaya çıkışlarıdır. Böylece istenç her şeyin alt yapısıdır. En son anlamda, her şey evrensel istencin bir dışavurumudur. Fakat benim istencimden farklı olarak, ki o gülüderle yönlenir, genelde istencin bir güdüsü yoktur. O kördür ve amaçsızdır.

Bütün Dünyaların En Kötüsü

Leibniz, her şeye gücü yeten, her şeyi bilen ve tümüyle iyilik yanlısı olan bir yaratıcıya inancının, onu, bu dünyanın olası tüm dünyaların en iyisi olduğunu görüşüne götürmüştü. Ancak Schopenhaer, bizi şaşırtmayacak biçimde bu görüşe karşı çıktı; ”Saçmalığın dik alasıdır bu,” dedi. Schopenhauer’in, gerçekliğe kör bir istencin ürünü olarak bakışı, onu çok farklı bir sonuca götürdü. Dünya korkunçtur. ”Eğer o ve biz hiç var olmasaydık daha iyi olurdu” dedi. Aslında Schopenhauer, dünya kötüdür demekle yetinmeyip, daha cesurca ve oldukça daha eğlendirici savını ileri sürdü: Dünya zaten bundan daha kötü olamazdı. Onun bu savı destekleyen tartışması ”İstenç Ve Düşünce Olarak Dünya” başlıklı yapıtının 2. cildindedir: Bu dünya, varlığını büyük zorluklarda sürdürmek zorunda kalırsa, bunu başarabilmek üzere düzenlemiştir; eğer biraz daha kötü olsaydı, varlığını sürdürme yeteneği olmazdı. Sonuç olarak, daha kötü bir dünya var olmayı sürdüremeyeceğine göre bu kesinlikle olanaksızdır; bu demektir ki, bu dünya olası dünyaların en kötüsüdür.

Bu sav, zekice ve eğlencelidir, fakat hiç de kesin olmayan bir önceliğe dayanır; şöyle ki, yerleşik olduğumuz dünya kesin yok oluşun kıyısında sendelemektedir, daha kötüye doğru en küçük bir değişiklik onu sürdürülemez duruma getirecektir. Schopenhauer bu savı destekleyen çeşitli veriler ortaya koyar. Örneğin şöyle der; ” İnsanlığın onda dokuzu hep yoklukla çatışma içerisinde yaşar, hep yok oluşun kıyısında kendilerini zorluk ve çaba ile dengede tutarlar.” Ve gezegenin yörüngesinde olacak küçücük bir değişikliğin yeryüzündeki tüm yaşamı yok edeceğini öne sürer. Örnek olarak dünya güneşe biraz daha yakın lokasyonda konumlansaydı yanacak, biraz daha uzak olsa donacak argümanları da dünyanın aslında olabilecek en kötü konumda konuşlandığının bir kanıtıydı.

Buna benzer örnekler yeryüzünde yaşamın kırılgan olduğuna, dahası, dünyanın gevrek bir yer olduğuna bizi inandırabilir. Ancak bunlar kötüye doğru en küçük bir değişikliğin dünyanın süregelen varlığını geçersiz kılacağına bizi ikna edemez. Bu da demektir ki, bunlar yeryüzünün olası dünyaların en kötüsü olduğuna bizi inandıramaz. Schopenhauer kanıtını ”ciddiyetle ve dürütçe” sunduğuna dair bizez güvence verir. Yine de, o bunu söylerken, onu gözlerinde kötü niyetli bir pırıltı ile gözümün önüne getirmeden edemiyorum. Tabii, bu yalnızca bana öyle geliyor. Belki de o gerçekten çok ciddiydi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

© 2019 Terminoloji.Org | Kelime Ansiklopedisi |